Bağışladım ben hep seni, hem seni hem de kendimi. O kadar yoktun ki ..
Olmuyor. Hayat öyle değil. Sen istiyorsun diye kimse mutlu olmuyor. Seven ne kadar severse sevsin, ne kadar delikanlı gibi severse sevsin,olmayınca olmuyor. İhtiyacı olmayanlar o sevginin bir damlasını bile istemiyor. Delikanlılar üzüldüğüyle kalıyor.
Öyle çok seviyorlar ki !
Öyle güzel seviyorlar ki ; aşka inanmayanları,gerçek sevgiden ümidini kesenleri bile sözünden döndürecek,deli gibi sevmek istetecek kadar.. Nasıl seviyorlar bilsen! Delikanlı gibi,adam gibi ! Öylesine hak ediyorlar ki sevilmeyi ..
Öyle yanlış insanları seviyorlar,öyle canları acıyor ki ; aşka tövbe ettirircesine ! Böyle yakıyorsa bu sevda denen şey,istemiyorum, diyorsun. Sonra bakıyorsun; öylesine kişilik meselesi ki o sevda denen şey; ben kim bilir nasıl severim, diyorsun. Aşk,sevda insanın en gerçek aynası çünkü. Kendini en çıplak halinle görüyorsun. Acı eşiğini buluyorsun,neler yapabileceğini keşfediyorsun. Herkesin aşkı kendisini yansıtıyor. Dedim ya ; sevda kişilik meselesi. Delikanlı adam,delikanlı gibi seviyor.
Acısını da delikanlı gibi yaşıyor delikanlı adam. Öyle intikam derdine düşmüyor,en fazla gidiyor. Gittikçe kalıyor.. Gördüklerin senin içini sızlatıyor, kim bilir onda ne fırtınalar kopuyor. Elinden bir şey gelmiyor kimsenin,insanın yüreği eriyor.. O,onu sevmiyor be işte,Allah kahretsin,sevmeyecek ! Her zaman diliminde,birilerine, ama mutlaka, aşk da sevgi de zamansız,karşılıksız,imkansız gelecek.
İşte böyle sevmek isterdim,delikanlı gibi ! Öyle kendimden fazla,öyle vakur,öyle gurursuzca. Seviyorum işte be,köpek gibi seviyorum, diyebilecek kadar sevebilmek, böylesine duyguları hak edebilecek birine kendimi feda edebilmek isterdim. Sevgimle gurur duyacağım birini sevmek isterdim.
Hak ediyorsa sevgimi,karşılıksız olsa da umrumda değil. Ben kendi işime bakarım,ben severim. Ben öyle herkes gibi de sevmem,dedim ya,ben delikanlı gibi severim. Kendimden ödün vermeden ama kendimi feda ederek; kimsenin bilmesine gerek duymadan ama kimseye söylemekten çekinmeyerek.
Ben öyle bir kaç kere de sevmem; ben bir kez severim.
Hep aynı biter benim hikayem. Aslında hep aynı,hiç başlamadı benim hikayem. Benim hiç cesaretim olmadı,asla mücadele edemedim,hep korktum,kaçtım çünkü ben.
Ben kaybettim çünkü hiç savaşmadım ben.
Savaşmaya değer bulamadım hiç kimseyi; kimse de surlarımı aşıp bana gelemedi. Gelmedi. Hep gitti onlar,başka prensesleri kurtardılar kalelerinden.Kurtarılmayı isteyen prensesleri. Surları çok da yüksek olmayan,hatta hiç suru olmayan prensesleri. Kimse zoru istemedi,mücadeleye gönüllü olmadı çünkü. Neden olsunlar ki? Herkes kolayca alabiliyorken istediğini,kim neden kendini zorlasın,yorsun ki? Yormasın,ben yoruldum.
Ben hep yıprandım. Kimse bilmez, ben hep kendi kendime yaptım.
Ben başlattım,onlar bitirdi. Yalan. Zaten hep bir gün bitirmelerini bekledim. Büyüyemezdi,büyümemeliydi. Hain bir şey olurdu,kökü dışarıda olurdu,birilerininkine fena özenirdi,kimse Tahir ya da Zühre değildi;sevdiği tarafından sevilmeyen pek tabi kendini kaybedebilirdi. Elma sevmek zorundaydı. Herkes böyle isterdi. Kimse kendine itiraf edemedi.
Ben hiç etmem. Korkarım ben.
Bak işte bunu itiraf edebilirim. Korkuyorum,güvenemiyorum,gururumu yenemiyorum. Evet,sorun bende ve gayet kabul ediyorum. Kimsenin mücadelesini hak etmiyorum. İlahi adalet. Ben de kimse için mücadele etmiyorum. Keşke demiyorum,ben böyleyim,yapamıyorum. Sevmeye programlı değilim,gururum fazla kaçmış. I ıh,bu çocuk olmamış!
Aslında o çocuk olurdu. Düşündüm de ondan adam da olurdu. Belki çoktan olmuştu da; başkaları yalayıp yuttu. Sonuç olarak benim içimi bir parça daha kuruttu. Herkes birilerinin elini tuttu. Ben hep kendimi tuttum; bir kez olsun koyveremedim,sonunu düşünmeden hareket edemedim ki. Bu da aynı oldu. Zaten ne farkı olacaktı? Biz mi olacaktık,daha neler,kavgada söylenmez!
Kavgalarımızı bile isteyebilirdim. Sus sakın söyleme,sevebilirdim. Aptal gibi gururuna tapan,gururunun kölesi olan şu ‘ben’ olmasaydı eğer,seninle pekala olabilirdim.
Hadi oradan! Ne zannediyorsun,seni mi bekliyordu ?!
Bekleyebilirdim belki bile. Sus sus belli etme,farklı olmasını isteyebilirdim bu kez,seninle.
Tamam. Bu kadar soytarılık yeter. Kim oluyor yahu ? Bu kadarı fazla bile.
Bir gün bir yerlerden bir adam geçer; birileri ona bakıp ”ne hoş yahu ” ya da ”ıyy iğrenç” falan der. O ise hepsinden habersiz geçip gider. Herkes yoluna devam eder.
Sen olduğun yerde çakılıp kalırsın.
Geçen adam öylesine biri değildir çünkü; o O’dur. Her bakışı içine işleyen,her hareketi anlamlı gelen,her sözü kulağına kazınan O’dur işte.
Bir gün yine bir yerlerden ‘O’ adam geçer,birileri yoluna devam eder.
Senin yüreğinde dağlar devrilir oysa o an,göz pınarlarının taşası gelir. Attığı her adım kalbinde deprem yaratır,bir bakışı seni bu dünyadan alır da bilmem nerelere bırakır. ‘O’ yoluna devam eder,insanlar yanından geçip gider.
Bazıları yakışıklı bir adam görür ona bakınca,bazıları beğenmez,kimileri hiç fark etmez. ‘O’ hep bir yerlerden geçer,herkes yoluna devam eder de; bir tek senin zamanın akmayı unutur öyle anlarda. Tuzla buz olursun, kimse görmez,o bile anlamaz.
Bak,geçiyor işte yine. Gülüyor,konuşuyor,ne tuhaf değil mi; senin içinde kopan fırtınaları,taşan denizleri,patlayan volkanları bilmiyor ! Baksana gözlerine,hiç farkında değil bakışları kalbini delik deşik ediyor ! Ellerine bak,kim bilir kaç eli tuttu bugüne kadar. Oysa seninkiler hep onları beklemedi mi,beklemiyor mu,bir bu kadar daha beklemez mi ?! O bunları da bilmiyor..
Öyle garip ki … O hiç dinlemedi ama,sizin şarkılarınız var mesela. Belki sen her güne onun adıyla başlıyorsun,o ne seni duyuyor ne de senin kim olduğunun farkında. Sen onu düşünerek alışveriş yapıyorsun,yemek yaparken bile o var aklında,” acaba bir gün ona da çorba yapar mıyım” diye geçiriyorsun içinden. Hasta oluyorsun,her hapşırdığında ”çok yaşa ” diyecek mi bir gün bana diye sorup duruyorsun kendi kendine.
Onu düşünüp ağlarsın,onu düşünüp gülersin. Arkadaşlarına onu anlatırsın,yine ağlarsın üstelik bu kez öyle kolay da toparlayamazsın.. Şarkılarda bulursun onu,filmlerde.. O bilmez. Bazı geceler omzunda uyursun da; onun omzu hiç bir şey hissetmez.
O bir yerlerden geçmeye devam eder,bir yerlere gider,hep de senden gider. Yanından geçer bazen; sen yürümeyi unutursun,o bunu da bilmez,sadece gider…
Bilmez,duymaz,görmez,hissetmez. O anlamaz. ” Nasıl anlamaz! ” diye kızarsın ama suçlayamazsın. Görmediği için kızarsın,yine suçlayamazsın. Çünkü her şeyin farkındasın,kendini kandıramazsın. Sen bir kez olsun gururunu yenip dikildin mi onun(onların) karşısına ? O nereden anlasın! Hep aynı hastalıklı düşünceyle; nasılsa sonunda gidecek diye, gelmesini istemeye cesaret edemedin,asla mücadele etmedin ki o(onlar) neyi,neden yapsın !
İnsanlar geçer,gider. Herkes, herkes için başka bir şey ifade eder,bazıları ise umursamaz. Zordur,tuhaftır ; sen birilerini hayatının kahramanı yaparsın da; onların haberi olmaz, onlar,başka hayatlarda belki de figüran olmaya devam ederler…
Birgün babam “senin daha yaşın küçük, sen karışma” dediğinde bütün dik başlılığımla, 5 tane Dünya Kupası izledim ben, diye isyan edip rüştümü ispatlamıştım! Sadece ben değil birçokları da önemli turnuva tarihleri üzerinden kodlarlar, hayatlarındaki kimi önemli olayları. Herhangi bir şeyi…
Künefe için aile kurmak.
Künefe için aile kurmak nedir, bilir misin?
Yan masadan hamile abla ve karşısında oturan deri ceketli abi, yemekten sonra künefe söyleyebilirler. Sen söyleyemezsin.
Çünkü künefe; tek başına bitirebileceğin bir şey değildir.
Söyleyemezsin.
Sen çay söylersin, bira söylersin, bazen iyice düşer; bi ufak sölersin. Künefe değil.
Sen çoğu zaman, içinde kalanları bile söyleyemezsin. Birileri kızar, birileri küser, birileri gider, bakarsın arkasından, boğazında bir gemici ordusu limana yanaşır da; “Gitme, kal” diyemezsin.
Sen sevdiğini dahi söyleyemezsin. Birileri dalga geçer, birileri umursamaz, sen çok nadir seversin oysa ki, sen belki ilk defa seversin de; gözlerinin içindeki ayçiçeklerine bakıp “Seviyorum” diyemezsin.
Sen, sözler veremezsin.
Sana verilen sözler o kadar tutulmamıştır ki, hayal kırıklığını en iyi sen bilirsin.
Sen hayattan bir şey bekleyemezsin.
Beklentilerinin altında öyle ezilmişsindir ki zamanında, öyle yaralar açılmıştır ki kollarında, bütün dünyayı kucağına serseler, tutamaz, düşürürsün.
Birileri öyle çok düşürmüştür ki seni zamanında, başka birileri ayaklarına kapanıp, kanayan dizlerini öpse dahi iyileşemezsin.
Ah sen, neden böylesin?
Sonra bi gün, “Seni bu hale getirenler utansın be kardeşim!” der biri, bakakalırsın masadaki izmariti tutuşturan kora, kor, şimdi yağmur yağsa, Allah baba bile sana ağlasa, aksa gitse bütün acın, biraz da kanalizasyondaki farelerin yanakları ıslansa ama sen kurtulsan gözlerindeki buz gölünden, söndürsen şu içindeki cehennemi istersin de; ”Hesap!” çıkar ağzından sadece.
Künefe için aile kurmak isteyecek kadar, Allah’ın belası bir önemsiz künefeyi paylaşabileceğin o tek nefesi, her gece ensende hissetmek için gururunu ayaklar altında çiğnetecek kadar, onun gözünden düşen bi’ damla yaş için, bütün dünyayı sikip atacak kadar çok seversin de; sonunda, içinde yankılanan ses hep şöyle söyler;
“Ben başımın çaresine bakarım, sen mutlu ol.”
(Bu yazı,bu duyguların sahibine ithaf edilmiştir. Umarım mutlu bir son da yazabilirim bir gün O’na ..)
Uzun zaman olmuştu, kalbimi açmıyordum. Güvenli limanımdan ayrıldığımdan beri hiç bir yere yanaşmıyordum. Yaşayıp gidiyordum öylece,kendi halimde. Sonra bir gün sen çıkıp geldin. Hiç beklemiyordum,bir anda beliriverdin. Meğer ne kadar da ihtiyacım varmış sana.. Öyle çabuk girdin ki hayatıma; anlayamadım,soramadım hiç kimsin,nesin,nerelerden gelirsin..
Fark edemeden öyle alışmışım,öyle kapılmışım ki sana şaşıp kaldım. Oysa o kadar farklıydık ki ; ben hiç görmedim,yaşamadım senin gibisini. Her şeyinle apayrıydın,her şeyine kapıldım.. Kısacık bir zamanda,sadece bir kaç konuşmayla o kadar ısınmış ki içim sana,fark edememişim. Çok hazırlıksız yakaladın. Sana ben hiç karşı koyamadım,koyamıyorum …
Şimdi şu halime bakıyorum da.. İnanamıyorum… Ben bu duruma nasıl geldim, diyorum. Fark ettirmeden nasıl da etkilemişsin beni. Sarıp sarmalamışsın her şeyimi, her anıma iz bırakmışsın. Düşüncelerimi,hayallerimi kaplamışsın. Gecemi,gündüzümü almışsın. Uykularımı hapsetmişsin gözlerine. Her şeyim sen olmuş,nasıl da her şeyim olmuşsun ..
Ben kalbimi ellerine bırakmışım,sözlerimi sözlerine bağlamışım. Ama ne var biliyor musun ? Yine olsa yine yaparım !
Öyle değişik,öyle dengesiz,öyle garip ki seni sevmek.. Anlasan,sen de bir kere seni tatsan, sen de bırakamazsın.
Sen seni özlemenin nasıl bir şey olduğunu da bilmezsin.
Artık senin ağzından duyamadığım için kendi ağzıma yapıştırdığım sözlerini,bundan böyle sadece uzaktan bakabileceğim gözlerine nasıl kaçamak bakışlar fırlattığımı,bakışlarını nasıl çaldığımı bilemezsin. Kızdığın zaman yüzünün aldığı ifadeyi,gülerken gözlerinin kısılmasını başkalarında görmek için nasıl çırpındığımı bilmezsin.
Hala,belki gelirsin diye kendime nasıl özen gösterdiğimi,zerre kadar umrumda olmasa da artık neye benzediğim; senin için kıyafetler seçtiğimi,saçlarımı yaptırdığımı, kokumu değiştirmediğimi bilebilir misin ?
Sadece seninle konuşmak isterken,sana dökmek isterken içimi ; tanıyan tanımayan herkese nasıl senden bahsettiğimi,seni anlattığımı (ama isim vermeden,ismin önemlidir bilirim.) nereden bileceksin ki ?
Öyle çok istedim ki!
Öyle çok korktum ki… Sımsıkı tutmak isterken ellerini,uzaklaştım. Sarılıp kokunu doyasıya içime çekmek isterken,kaçtım. Çünkü o kadar çok gitmekten bahsediyordun ki,ben kalamadım. Sanki her cümlende ”bana güvenme” diyordun. Sanki her gelişinde gitmeye daha da yaklaşıyordun. Hatta öyle ki; bazen hiç olmamışsın gibi hissediyordum.. Korkuyordum,ben seni hiç kaybetmek istemiyordum. Bağlanmak da değildi düşüncem belki ama yapamamışım,bak bunu da başaramadım.
Ben böyle olsun istemedim,inanki hiç mutlu değilim. Baksana halime,hala sen varsın gözlerimde!
Yapamıyorum.Ben sensiz olamıyorum. Uyuyamıyorum,gülemiyorum,ağlayamıyorum. Nasıl bu duruma geldim anlayamıyorum ama seni ne aklımdan ne kalbinden atabiliyorum! Seni bulamadıkça,sen yanımda olmadıkça ben sana dönüşüyorum. Ben sende kayboluyorum. Kabalaşıyorum,küfrediyorum,senin ağzınla konuşuyorum. Ama ellerini hiç bulamıyorum biliyor musun ? Aynada gözlerini göremiyorum,sesini duyamıyorum kulaklarımda.
Allah aşkına bir şey yap,ben seni seviyorum.
En önemlisi ne biliyor musun ? Hala ” yine olsa yine yapardım ” diyebiliyorum.
” Saçmalama ! ” deme bana. Sana değerdi,biliyorum.
Boşluk.
Hayatın tüm sırlarını kavrayabilecek,bir o kadar da anlamını kaybedebilecek bir boşluk.Her şeyi kapsayacakmış gibi büyük.
Hiç bir şey olamayacak kadar ‘yok’.
İçimde bitmek tükenmek bilmeyen bir boşluk.Beynimde,kalbimde,kulağımda,elimde, dilimde bir ‘yok‘luk..
Aklımın dizginlerini kalbime vermek istedim(hem de çok) bazen,hiç yapamadım.
Bazı şeylere kör olmayı istedim yahut,ama iki gözüm de çoktan gördü göreceğini.Çok geçti.
Aslında geç de olmadı güç de. Hiç olmadı. Hep ‘yok‘tu.
” Zamanla geçen tek şeyin zaman olması” diyene katılırdım;zamanla geçmesini ya da kalmasını isteyebileceğim bir şey olsaydı.. Çünkü ‘yok’.
Boş gözlerle baktığımı düşünebilirsiniz bazen. Yanılmıyorsunuz gözlerim boş.Çünkü ‘yok’.
Evet,çok uzun süre uzaklara dalıyor da olabilirim. Çünkü ne kadar derine gitsem de bulup çıkarabileceğim bir şey ‘yok’.
Ya ‘o’nun yerinde olmak istiyorsundur ya da ‘o’nun yanında. Peki denklemin sabiti bilinmeyen olduğunda ?
Bulmak için aramazsın,bulunmak için ararsın.
Yani ‘yok’ olduğunda; ne yerinde ne de yanında olmak isteyebilirsin.
Aslında gerçekten hissediyorsan,yani ‘yok‘sa gerçekten, var olmasını çok da beklemezsin,ümit de etmezsin.
Zamanla geçen tek şeyin, zaman olması.
(Çok istemiştim be, vallahi çok istemiştim.)
Aşık öldüm.
(Normal doğdu ve aşık öldü. O da öyle esprili bir insandı.)
‘Olmadı’ da ne emek yüklü bir kelime, değil mi?
Ve ‘olmuyor’ da bir o kadar mahvolmuş.
Ama bir ‘olmayacak’ var ki; onun Allah belasını versin işte.
(Bir keresinde öyle mutlu olmuştum ki; kakam gelmişti.)
Her şeyin giderek normalleşmesi.
Normal gözyaşları, normal metrobüsler, normal şarkılar, normal özleyişler. Bu kahroluşlar çok normal. Çok normal bu reddedişler. Yaşadığını hissedemeyişler falan normal.
Sıradanlaşmalar cumhuriyetinden bildiyorum insanlar!
Burada kaybedişler parçalı bulutlu, kayboluşlar normal.
“Ve tabii ki her şeyin normal seyrine sokayım.”
İnsanın kendi elini yanağına koyup, uyumaya çalışması.
Onun eli kimin yanağını okşuyor, gibi bir korkunç sorusu.
Kalp atışları giderek zayıflıyor, hastayı kaybediyoruz doktor…
Açılın ben aşığım!
Normal.
(Ve en çok gülerken özlüyordu insan, en çok kiminle gülüyor ki artık, diyordu içinden, dışından büyük kahkahalar atıyordu o sırada çünkü; lan, diyordu, bu Allah’ın belası piç şu an kimlerle gülüyor, bensiz nasıl gülüyor?)
Tuvalete saklanıp, aynadaki kırmızı burunlu aptaldan nefret etmek normal.
Hiç tanımadığı birinin ölmesini istemek normal.
Çok içmek normal, sarhoş olmak normal, birileriyle yatmak normal, evden çıkmamak normal, kusmak normal, başkasına dokunamamak normal.
Rol kesmek, küfretmek, aynı kaldırımda tekrar oturup; ışığının sönmesini beklemek normal.
Kaçmak normal, uzaklaşmak normal, değişmek normal, delirmek normal.
Sana söz veriyorum, tutamayacağın sözler vermek normal.
Ben seni anlıyorum, sevmemek normal.
Derken, düşünmeye zaman bulamayacak kadar çok çalışır ve artık rüya bile görmez.
(Bizden çok daha önemli bir ‘sen’ var ki; benim lafım bile olmaz.)
Her şeyin giderek normalleşmesi.
Ve normal olmayan tek şeyde takılı kalmak, inanın çok normal.